• Online 74 Kişi, B:8720, T:86497714

Ünlem işareti karakterli öfke ve kızgınlık cümleleri


Ünlem işareti karakterli öfke ve kızgınlık cümleleri

Bana hayatlarını bağlayan umutları düşünmeden, uçan balonlar gibi gideceği yeri bilmeden rüzgarlarda savrulmak isterim. Sen bilirsin zaten sevgili gidilen her yerde durmak için bir sebep olamayacağını. O nedenle dersin ya sevgili kal gitme istersen diye. Senin istediğinle değil, çaresizliğimle değil, o ruhumdan taşan sevgim yüzünden yanında olmak, hep senin göğsünde yatmak isterim.

Kaldığım her yerin yokluğunda bir ömrüm olsaydı bu kadar benzerlik yaşardım. Kızdığım, öfkelendiğim her şeye; hayatın belki ta kendisine lanet okurdum. Çok bildiğim sevgimi başkalarına emanet etmezdim.

 

Kırıldım kaldım bu hayatta, her parçam ayrı dünyalara çakıl taşı oldu. Şimdi o gezegenin en ücra köşesinde, karanlıkların getirdiği sadelikle ruhumu aydınlatacak ışıklara mahkum yaşarım. Her elimi açtığımda, ya yağmurun soğukluğu yada gözyaşımın sıcaklığı karşılar bedenimi.

 

Son treni kalkarken şehrimin; öksüzlüğüm, yetimliğimle baş başa kalıyorum. Her istasyonda birbirlerine el sallayan elleri görememenin acısını yaşıyorum. Sonra düşünüyorum son ölümümde yanımda olmayanların içindeyim ve bu trenin son durağı neresiyse orada kalmak istiyorum.

 

O kapının arkasında saklanan korkularıma inat, kafamı duvarlara vurarak yıllarımdan özür dilemek, kaybettiklerime sevgimi yeniden anlatmak istiyorum. Nadasa bırakılmışım; ne bir çiftçi uğrar, ne de kuşlar eşelenir toprağımda. Görüldüğüme aşık olamam ya saklanırım hani, hani dışarıda yağmurlar yağarken her tanenin nereye düşeceğini bilirsin, sızıntılardan akan zerrelere dalıp gidersin ya kırılganlığım odur.

 

Her yaşam masal her yaşanılan sevgi dolu olsaydı, ben gene atardım kendimi yalnızlıklar romanımın son sayfalarına. Kanımın akmayacağını bildiğim her acımda, yüreğimi dağlayan sızılarımda tek tesellim medetsizliğim oluyor. Hep acılar, daimi sahipsizlikler gelip geçerken, durup öğlece; başım dik, aklım salim sebepsizliği düşünmek… Kaçmak, alabildiğinde yükseklere kaçmak, oradan öylece sizleri seyretmek isterim. Yükseklerde iken başım, kimsenin elini uzatmaması, kimsenin kıpırdamamasını isterim. Sadece yükseklik sevdam için uçmak isterim; şan, şöhret ve kariyer için değil.

 

Bana hayatlarını bağlayan umutları düşünmeden, uçan balonlar gibi gideceği yeri bilmeden rüzgarlarda savrulmak isterim. Sen bilirsin zaten sevgili gidilen her yerde durmak için bir sebep olamayacağını. O nedenle dersin ya sevgili kal gitme istersen diye. Senin istediğinle değil, çaresizliğimle değil, o ruhumdan taşan sevgim yüzünden yanında olmak, hep senin göğsünde yatmak isterim.

 

Benzerimi aramak mı hayalim acaba? Ne kadar benzer bana başka bir hayat. Yaşamlar içinde sıkışıp kalanlar neden bilmezler beni? Bir tesadüf değildin sen ve yine o sen bana demez miydin “Hayatımın anlamı sensin!”. Anlamsızlıklar taşıyan nöbetler mi yoksa bunlar? Olanların, olamayanların, yanlışların ve doğruların toplandığı, kara delik gibi, içine giren her acıyı özümseyen ve bertaraf eden benim. Senin olamadığın tek bir anı bile düşünmek kızgınlıkken, seninle geçen her anımın bitmemesini istemem bencillik mi? Öyle ise bencil olmak istiyorum. Kaybetmemek için Uranüs,’ü, Neptün’ü, Mars’ı ve Dünya’mı; secdeye kapanan sahipli kullar gibi Güneş olmayı istemek bencillik. O evrenin her atomuna yayılırken boşluk, küçük dünyamda seni istemem, sevmem, özür dilemem bencillik. Bu bencillikler öldürür yada ele ayağa düşürür beni. Evimin sahibi, karanlık gecelerimin gece lambası olmanı istiyordum. Çöplerin içinde debelenen kedi yavrusuydum; başı öne eğik, tereddütsüz yaşama bağlanmak için dilsiz ve duygusuz kalmış. Karın tokluğuna görülen ertesi sabahlar, gönül açlığı ile dolu yıllar.

 

Ben ve sen onlar gibi değiliz. Biz göründüğümüz gibi değiliz yada olduğumuz gibi görünmek için bir çaba sarf etmiyoruz. Asıl ruhumuz bomboş. O görünmüşlüğün, şamatanın altında pek bir şey yok aslında. İki hayat böyle olunca belki bir araya gelemiyor…

 

Ne konuşuyorsak orada kalıyor. Aynı sızı ile eve dönüp, benzer karın ağrısı ile işbaşı yapmak. Yetimsizlik var elbet, yetmemezlik kadar. Konuşsan ağlarım, neden ağladığımı sana anlatsam kaçarsın. Aynı acı değil mi? Sonunda varılan, ünlem işareti karakterli öfke ve kızgınlık cümleleri…

 

Sen aşağıla, ben işte o benim derim. Sen adıma takılar tak, işte o benim derim. Sen sevdiğini son söylediğinde “-Bende seni seviyorum” diye o nedenle diyemedim.

 

Sokaklarda koşuşturmak, çamurlarda beyaz gömleğimi kirletmek, çıkardığım çorabın yerini, ne zaman yıkanıp, ne zaman ütülendiğini bilmeden, daha da önemlisi bütün bunları bana hatırlatan cümleler olmadan bir Pazar sabahı görmek istiyorum. Tekrar tekrar bu sahneleri yaşatan filmlerden boğuluyorum. Esas oğlanı benken ve Oscarlara layıkken bakıyorum yine şamar oğlanı olmuş, tasmam gene boynumda asılı. Köşeme çekildiğimde kızarlar bana mesela neden konuşmazsın sen diye. Denir mi şimdi anam babam, derdimi anlatacağım tek kişi derdini başkalarına anlatıyor şimdi diye.

Diğer Sayfalar




Giriş

yada
Xbox Live Gratuit